Dünya Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ortaklaşa gerçekleştirdiği “İller Bazında Beşerî Sermaye Araştırmasına” göre, Türkiye’deki 21 milyon 800 bin çocuğun 7 milyonu aç, yani yoksulmuş. Türkiye’de her 100 çocuktan 32’si yatağa aç giriyormuş. Bu çocuklar günün bir öğününde et, tavuk, balık ve yumurta tüketemiyormuş.
TÜİK’in Türkiye’de çocuk 2025 verilerine göre, yoksulluk çeken 7 milyon çocuğun yüzde 60’a yakını evden uzakta bir haftalık tatil masrafını bile karşılayamıyormuş. Çocukların yüzde 67’sinin evde ders çalışılabilecekleri uygun bir odası yok! Maddi yoksunluk nedeniyle çocukların yüzde 72’si düzgün iki çift ayakkabıya bile sahip değilmiş. 5.5 milyon çocuk ise oynayacak oyuncak bulamıyormuş.
TÜİK “İstatistiklerle Aile” raporuna göre Türkiye’deki hanelerin yüzde 21,2’si yoksul iken, geniş ailelerden oluşan hanehalklarında yoksulluk oranı ise yüzde 26,9’a kadar yükselmiş.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre ise, 14.1 milyon kişi yardımlarla ayakta kalabiliyormuş. “Sosyal ve Ekonomik Destek” kapsamında desteklenen çocuk sayısı 2014’te 60 bin 29 olurken, bu sayı 10 yılda 2025 sonu itibarıyla 180 bine yükselmiş.
Türkiye, çocuk yoksulluğu konusunda OECD ülkeleri arasında en kötü durumdaki ikinci ülke konumundaymış. TÜİK’in Türkiye’de çocuk 2025 verisine göre, 15 yaş altı 7.8 milyon çocuk hayatında hiç bisiklete binmemiş.
Türkiye Ekonomi Politikalar Araştırma Vakfı’nın raporuna göre, 0-2 yaş arasındaki bebeklerin, 3-14 yaş arasındaki çocukların yoksulluk oranı yükseliyormuş. 2017’de bu oran yüzde 37 iken, bu oran 2022’de yüzde 41’e yükselmiş.
Türk Tabipleri Birliği’nin araştırması ise, Türkiye’de 0-4 yaş aralığında 350 bin çocuğun bodur olduğu, 90 bin civarında çocuğun ise ciddi bodurluk sorunu yaşadığını ortaya koymuş. 0-4 yaş arası çocuklarda proteinsiz karbonhidrat ağırlıklı sağlıksız beslenme nedeniyle fazla kiloluluk oranı yüzde 8,1’e yükselmiş. 5 yaş altı çocuklarda bodurluğun seviyesi ise yüzde 6 civarında seyrediyormuş.
****
Gerçekten de baktığımız zaman…
Bu satırlara kadar yazdığımız ve veri olarak sunduğumuz rakamlar, utanmamız gereken istatistikler…
Bu bağlamda… Gençlerinin umutsuz olduğu bir Türkiye, emeklisinin en asgari gereksinimlerini karşılayamadığı bir Türkiye… Bakıyorsunuz, Ankara’nın yüksek rakımlı yerlerinde keyif çatan siyasetçiler, acaba bu rakamlardan, araştırmalardan ortaya çıkan tablodan rahatsız oluyorlar mıdır? Gelir ve servet dağılımının çok küçük bir azınlığın tekelinde temerküz ettiği gerçekliğinde, üretimimizin doğru düzgün markalaşmaya gidilmediğinden, daha doğrusu, dünyada “stratejik bazlı bir ürün” konseptimiz olmadığından makroekonomik göstergelerimiz az gelişmiş toplum niteliklerinden haiz olmakta.
Çocukların kendilerini güvende hissetmedikleri, bebeklerin yataklarına aç gittikleri bir memleket manzarası… Bunun hiçbir şekilde mazur gösterilecek tarafı yok. Türkiye’de uygulanan ekonomik politikalardan dolayı gelir ve servetin adilane dağıtılmamasından dolayı, memleketimizde yoksulluk kök salmış vaziyette. Bunun lamı cimi yok. Burada ajitasyon yapıldığı da yok. Evet, dünyada konjonktürel bir sıkıntı var. Kabul. Ama Türkiye’deki kadar savurganlığın olduğu, kamu kaynaklarının denetimsiz ve kontrolsüz bir biçimde iktidar yandaşlarına peşkeş çekildiği bir reelpolitik var mı?
Çocuk yoksulluğu… Çocuk işçiliği… Sefalet… Allahaşkına bu kavramlar medyamızda hiç eksik olmuyor. Ama tabii bazıları gibi iktidar medyasını takip edenler sanırım memleketimizin aynen Paris gibi olduğu hatta Almanya’nın “bizi kıskandığına” felan inandırılmaktadır.
Bugün ülkemizde…
Derinleşen bir yoksulluk var. İnsanlarımızın saatlere varan çalışma süre ve koşullarından sonra bile birinci derece ihtiyaçlarını gidermekte zorlanmaları, gerçekten de neden siyaset kurumunun ve politikacılarının ilgisine mazhar olamıyor? Bazen çığlıkların çok gür çıkmasına gerek yoktur… Çığlıklar çığ gibi yuvarlana yuvarlana insanın üzerine yığılır… Bizim Ankara’nın yüksek rakımlı yerlerinde ikamet eden siyaset erbablarının, Türkiye’nin bu acıtan problemlerine kendilerini vakfetmemeleri, ne kadar samimi siyaset izlediklerinin nişanesidir! Tok açın hâlinden anlamaz misali, meclis lokantalarında ucuz çorba ve bol etli yemek yiyen vekillerin, yatağına aç giden çocukların varlıklarından dem vurmamaları veyahut hicap duymamaları, nasıl okunmalıdır?
İŞTE YENİ TÜRKİYE!