Ülkemizde kitleler mutsuz…
Meclise bir bakıyoruz… Emekliler için bir şeyler yapıyor intibaı uyandırmaya çabalayan partilerin milletvekilleri, oylamada birçok gediğe neden olmuşlar…
Zahmet edip meclis salonuna gelip oylamaya katılmayan parlamenterler varmış… Hadi özür belirtenleri anlayalım, ya herhangi bir gerekçe ileri sürmeden gelmeyenlere ne demeli?
Türkiye ağdalı slogan üretmede epeyce başarılı bir ülke…
Bu bağlamda slogana uygun propagandayı da iyi kotarmakta. Ama eylem ile sözler aynı eksende birleşmiyor. Türkiye’de mutsuzluk var iken huzursuzluk var iken… Bizler nasıl atılım yapıp da “muasır bir medeniyet” olacağız?
Demokraside sınıfta kalmış durumdayız!
Hukuk sistemimiz cevap vermiyor! Adalet, sadece mahkeme duvarlarında motto olarak durmakta.
Değerli okuyucular…
İşsizlik bir realite… Demokrasinin olmaması bir realite… Hak, hukuk ve adalet söylemleri artık normal bir söylev hâline geldi. Türkiye’de birlik ve beraberliği tesis etmeden…
Belirlediğimiz hedeflere ulaşamayız.
Türkiye’de bireysel zenginlikten ziyade toplumsal gönenci öncelemeliyiz; bu olmadığı takdirde, ne toplumsal huzur ne de çalışma barışı inşa edilebilir.
Her alanda yeniden bir toparlanmaya ihtiyacımız var. Eğer kalkınma sağlayacaksak ve ekonomik büyümeden herkesin faydalanmasını talep ediyorsak…
Birbirimize “dokunmak” zorundayız.
Görmüyor muyuz?
İnsanlarımız, “bir başına”, kendi hâllerine terk edilmiş vaziyette. Şu son zamanlarda yaşanan ekonomik gelgitler, pahalılık insanlarımızı yalnızlaştırmakta. Örf ve âdetlerimiz de yıpranmakta. Herkes kaderine terk edilmiş yaşam mücadelesi vermekte.
Manzara-i umumiye üzücü.