Türkiye, kaosun olduğu bir bölgede…
İstikrar ve düzen arıyor…
İçeride makroekonomik göstergeler, halkın nefes almasına müsaade etmiyor. Emeklisinden işçisine, öğrencisinden gencine kadar tüm toplum katmanları… Sadece geçinmeye endekslenmiş vaziyette.
Artık… Bu bağlamda, toplumumuzda “erken seçime” yönelik talepler artmakta. Emeğiyle geçinmek zorunda olan kitleler, enflasyonist ortamda daha da ezilmemek adına çareler aramaktalar.
Gerçekten de iç işlerimizde istikrar ve düzen ancak, hep beraber “birlik ve dirlik” içinde olmak ile mümkün.
Bu bağlamda, vatandaşların-seçmen olarak siyasî iktidardan beklenti ve talepleri var… Ama bu talepler, “yeterince” karşılanmayınca insanlarımızın veryansınları yükselmekte. Bu açıdan, bakışlar, muhalefet partilerine yönelmekte.
Özellikle… Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin son dönemlerdeki izlediği politika ve söylemler halkta bir karşılık bulabilmekte. Öte yandan CHP’yi izlediği siyasetten dolayı beğenmeyenler ve eleştirenler de yok değil. CHP’nin siyasetini yetersiz buluyorlar. Ben de bunu anlayamıyorum.
Muhalefet olarak… CHP ne yapmalı? İKTİDAR, devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla muhalefet partilerine ama özellikle CHP’ye “muarızıymış” gibi yüklenmekte.
Bu bakımdan, CHP’ye “yeterince siyaset yapamıyor” diye “yeterince politika üretemiyor” diye yüklenmek, abesle iştigaldir. Zaten ana muhalefet partisi elindeki sınırlı imkân, kaynak ve araçlarla bir şeyler yapmaya çabalarken, öte yandan aynı kulvardaki bazı şahsiyetlerin CHP’yi eleştirmeleri gerçekçi değil.
Bu doğrultuda… Ben de CHP’yi düzenlediği mitingler babında eleştirmekteyim… Tamam da bu tertiplenen mitinglerden bir şeyler çıkacağını umanlar, sanırım çölde serap görmekle eşdeğer bir durum içindeler. Yani tamam, miting düzenlenir ama şarkılar veya marşlar bana daha çok “çocuksu tavır” olarak yansıyor bu davranışlar.
* * *
Evet… Kabul ediyorum…
Bu kadar ateş çemberinin içinde olduğumuz bir coğrafyada, içeride daha bütünleşik olmak elzemdir. Daha dirliğimizi ve bütünlüğümüzü öncelemek durumundayız ama nasıl?
Gerçekten de Türkiye’de insanlarımız farklı kültürel değerlere ve seslere sahip olduğu gibi, ideolojik ve sınıfsal olarak da farklı katmanlarda ve mahallelerde…
Bu normal ve doğal bir durum. Ama bu farklılaşma ve birbirinden uzaklaşma, birbirini düşmanlaştırma mesabesinde de olmamalıdır. Adına ne derseniz deyin… KUTUPLAŞMA veya SAFLAŞMA…
KUTUPLAŞMA… Sadece kendi değerlerinle hayata baktığın sert, kırılmaz, ufalanmaz bir kaya gibiyse… Yanisi, insanlarımız, moral ve manevi değerler bakımından birbirlerinden öylesine uzaklaşmışlarsa esasında bizim artık bir toparlanma ve silkinme zamanımızın geldiğinin sinyalidir.
Türkiye’de senelerce izlenen siyasetlerden dolayı toplumumuz hayata bakışlarından tutunda ekonomik yaşamlarına ve diğer kültür sanat alanlarında bile kesif bir biçimde kutuplaşmanın esiri olarak davranmakta ve tutum belirlemekte.
Destekledikleri siyasî partiler ve sahip oldukları dünya görüşlerine göre, mahallelerde konumlanmaktalar ve buna göre de Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeleri izleyerek yorumlamaktalar. Öncelikle bizim içerideki iflah olmaz anlaşmazlık hâlinden kurtulmamız gerekiyor.
Evet…
Şuan emperyalizm ve işbirlikçileri… Dünyada yeni bir oluşuma yön vermek işitiyorlar… Kimilerine göre bu, Rusya’yı ve Çin’i çevreleme ve izole etme… Öte yandan, Amerika Birleşik Devletlerinin kural tanımaz hareket ve tutumları “ulus devletlerin” direkt iç işlerine müdahale etmeleri… Bu bağlamda, Suriye’de hâlen devam eden istikrarsızlık olsun… YPG-PYD veya Suriye Demokratik Güçleri (SDG); bu yapıların Suriye’nin milli ordusu ile yaşadığı anlaşmazlıklar… İran’da günlerdir yaşanan sokak gösterileri, İran rejiminin bu gösterileri sert önlemlerle bastırmaya tevessül etmesi, binlerce İranlı’nın yaşamlarını kaybetmeleri… Tüm bunlar emperyalizmin bölgemizi karıştırmak istemesi, buradaki zenginliklere göz koymasının neticesidir. Demokrasi, özgürlük bu emperyalistlerin ağzında âdeta bir zehire dönmektedir. Bu karmaşada bize düşen daha aklıselim olmak ve sağduyu içinde tutum almak.