Türkiye’de sığ tartışmaları bir türlü aşamıyoruz. Yine aynı konu ve toplumun gerginliğe savrulması…
Laiklik!
Gerçekten de ilginç bir ülkeyiz. Artık laiklik ilkesi üzerinden toplum oyalanmamalıdır. Evet, bu bir ilkedir çünkü zaten anayasal bir hüküm altındadır.
Laiklik belirttiğim gibi hem anayasal bir madde hem de ATATÜRKÇÜLÜK ilkelerinden de biri.
İçlerinde, yazarların düşünürlerin olduğu bir grup kamuoyu önderleri, bir bildiri yayımlamış laiklik ile ilgili…
Yine, siyaset camiası bir birine girmiş vaziyette. Esasında, laiklik olgusu üzerinden toplum içinde tartışma yaratmak, en kısa yoldan “toplum mühendisliği” veya “siyaset mühendisliği” çalışmasından başka ne olabilir?
Zaten, laiklik, toplumun huzur içinde ve barış içinde yaşam sürmesinin sigortası durumundadır. Eğer bu sigorta atarsa işte o zaman toplumumuzdaki esas bölünmeler, parçalanmalar ve nihayetinde huzursuzluk ve kaygı süreci ateşlenir.
Ramazan ayının gelmesiyle beraber “mukaddes dinî duygularımızın” siyasete alet edilmesi, yıllardır kurtulamadığımız insanların duygularını siyasete araç etme alışkanlığımız. Ve maalesef kötü bir hasletimiz. Laiklik olmadan ne çağdaş bir demokratik düzen tesis edilebilir ne de insanlarımızın sahip oldukları dünya görüşü etrafında sükût içinde bir yaşam sürmelerinin olanağı sağlanabilir.
Bu sığ tartışmalar esnasında esas hakikatleri ıskalıyoruz: Mesela, yoksulluk… CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Özgür Karabat, yoksullukta Avrupa’ya fark attığımızı belirtmiş. Eurostat’a göre, Avrupa Birliği’nde halkın %16,2’si yoksulluk riski altındayken, TUİK göre Türkiye’de bu oran %27,9 imiş. Bu bağlamda, Avrupa ortalamasından 11,7 puan daha kötü durumdayız.
Et yiyemeyen bir toplum, iş arayıp da iş bulamayan gençler ve daha niceleri… Esas kriz budur; toplumun yaşamının birebir içerisinde olan gündem maddeleridir.