Demokratik Refleksler
Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden oynanan oyunlar, partiyi yıldırma operasyonları, sanki “temiz eller” operasyonu yapılıyor intibaının oluşturulmak istenmesi…
Son tahlilde sonuç vermiyor. Bu bağlamda, bugün geniş halk kitlelerinin CHP ve Özgür Özel yanında bir “birlik” duruşu sergilemiş olması değerlidir.
Konu başlıklarına şöyle bakmak lâzım…
Bugün CHP’ye bu kurulan kumpas karşısında itidal salık verenler, nedense kendilerinin başrolde oldukları tezgâhlarda toplumdan hiçbir zaman itidal ve sükûnet beklemediler.
Toplum gibi medya ve kamuoyu da ikiye bölünmüş durumda. Şu bir gerçek, okuduğumum haber analizlerde, ülkemizin saygın hukukçularının vardığı ortak kanı, “bunun siyasal bir dava” olduğu yönünde. Yani, hukuk marifetiyle siyaset ve siyaset kurumu dizayn edilmek isteniyor.
Bir küçük es verelim… Bilmiyorum dikkat ediyor musunuz, bağımsız gazetecilik yapmaya çabalayan kesimlerin kullandığı bir retorik var: Saray rejimi… Tek adam yönetimi… Tek parti iktidarı… Parti devleti gibi… Şimdi neden bazı kesimler, bu tariflerden ve değerlendirmelerden rahatsız oluyorlar? Bu söylemlerin neresi yanlış?
Gerçekten de…
Ülkemiz, 24 yıldır antidemokratik bir refleksle idare edilmiyor mu? Milli irade ve egemenlik nutuklarını atanların söz konusu, gerçek irade ve egemenliğin kaynağı olan halk olduğunda, nasılda nobranlaştıklarını görmedik mi? Deneyimlemedik mi? Ne çabuk unuttuk! Sayın Erdoğan, başbakan iken medya patronlarını ve gazetecileri azarlamıyor muydu? Demokratik üsluba ve teamüllere uymayan şekilde, gazete patronlarından gazetecilerin işlerine son vermesini talep etmiyor muydu?
Yeri geldiğinde, vatandaşlarla polemiğe girmiyor muydu? Sigara polemiklerini ne çabuk unuttuk? Vatandaşlarımızın azarlanmalarını ne çabuk unuttuk? Şunu demek istiyorum, CHP’li kurmayların çıkan kararın “meşruiyeti” yoktur söylemine, şiddetle hukuka uyun aklını verenlerin, kanımca esas akıllarını başlarına devşirmeleri gereken kesim olduğudur.
***
Gerçekten de…
Şunu görmek de önemli…
Muhalefet tabanında parçalı olarak konumlanmış, birbirlerinden ayrık bir görünüm sergileyen “ilerici kesimlerin” bu yapılan hak ve hukuk gaspı karşısında sessiz kalmamaları da kıymetlidir.
Meslek odalarının… Birliklerin… Sendika ve Konfederasyonların ve dahası sivil toplum kuruluşlarının…
Sessiz kalmaması önemlidir.
Şu bir gerçek: Türkiye, birlikte yönetişimden uzak olduğu için “yönetilemiyor”… Siz bakmayın, havuz medyasının gazeteci bozuntularının allayarak pullayarak yazdıkları ısmarlama yazılarına…
Bugün…
Nasıl ki siyasal iktidar, iktidarının devamının peşinde ve buna göre, demokratik mekanizmaları yavaşlatma cihetindeyse ve son tahlilde ebedi bir yönetim saltanatının hayalini düşlüyorlarsa da, bu bağlamda iktidar partisine “göbekten bağımlı” çıkar gruplarının da bu devranın sürmesinden yana beklentileri vardır:
Değerli okuyucular, milletimizi saf yerine koymanın hiçbir anlamı yoktur. Hakikatlerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Siyasal iktidarlar dilediği ve arzu ettiği kadar devlet gücünü kullanarak “karatma uygulasınlar”, gerçekler eninde sonunda peyda olmaktadır. Yapay Zekâ uygulamalarının ve çalışmalarının pik noktasını deneyimlediğimiz, dijitalleşmenin had safhada yaşandığı bir dönemde, medya organlarının hemen hemen hepsinin sosyal medyadan faaliyette olduğu gerçekliğinde, yurdum insanını aptal yerine koymanın hiçbir aklıselimlikle bağdaşır yanı yoktur.
Gerçekten de…
Partisine ve demokrasiye sahip çıkmak amacıyla sokaklara dökülen yurttaşlarımızın sergilediği olgun ve vakur tutum çok ama çok kıymetlidir. Yıkıcı olmayan ve barışçıl sokak gösterilerinin ve protestolarının, iktidara “biz buradayız, demokrasiden yanayız, seçimle işbaşına gelenin yine seçimle gideceğinin bilincindeyiz” mesajını iletmesi bağlamında da önemlidir.