İş hayatının içinde uzun yıllar geçirdiğinizde şunu fark ediyorsunuz: Çalışma hayatı yalnızca görev tanımları, performans tabloları ya da toplantılardan ibaret değil. Aslında görünmeyen bir tarafı var — insanın kendisiyle kurduğu ilişki. Çünkü iş dediğimiz şey, çoğu zaman dışarıda yaptığımız bir faaliyet gibi görünse de, içeride verdiğimiz mücadelelerin yansımasıdır.
Bugünün dünyasında çalışmak kolay değil. Zaman hızlı, beklentiler yüksek, belirsizlikler çok fazla. Bazen yalnızca yetişmeye çalışıyoruz; bazen dengeyi korumaya… Ama yine de inanıyorum ki, tüm zorluklara rağmen doğru farkındalıkla ilerlemek mümkün. Zor — evet. Ama imkânsız değil.
Konfor alanı tam da bu noktada devreye giriyor. İnsan bildiği yerde kalmayı seviyor. Aynı yöntemlerle ilerlemek, alışılmış davranışları sürdürmek güven veriyor. Fakat gelişim çoğu zaman o güvenli alanın hemen dışında başlıyor. Yeni bir sorumluluk almak, farklı bir bakış açısı geliştirmek, kendimizi yeniden değerlendirmek… Bunlar kolay kararlar değil. Ama büyüme, çoğunlukla rahatsızlık hissiyle başlıyor.
Albert Einstein’ın söylediği gibi: “Hayat bisiklet sürmek gibidir; dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz.”
İş ve özel yaşam dengesi de bu hareketin önemli parçalarından biri. Günümüz koşullarında bunu sağlamak her zamankinden daha zor. İş eve taşınıyor, sorumluluklar çoğalıyor, zihnimiz dinlenmeyi unutabiliyor. Oysa denge mükemmel bir eşitlik kurmak değil; neyin gerçekten önemli olduğunu fark ederek bilinçli seçimler yapabilmek. Bazen işe daha çok odaklanmak, bazen kendimize alan açmak… Denge dediğimiz şey, sabit bir nokta değil; sürekli ayarlanan bir süreç.
Bir diğer gerçek ise özveri. Çalışma hayatında ilerlemek yalnızca bilgiyle ya da yetenekle olmuyor. Emek vermek, sabır göstermek, gerektiğinde fazladan sorumluluk almak gerekiyor. Özveri fedakârlıkla karıştırılmamalı belki ama şunu kabul etmek gerekir: Değerli olan çoğu şey, kolay elde edilmiyor.
Aristoteles’in şu sözü bu noktada çok şey anlatıyor: “Biz sürekli yaptıklarımızın toplamıyız. Öyleyse mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.”
Bugünün şartları yorucu olabilir. Ekonomik baskılar, zaman kısıtları, değişen iş yapış biçimleri… Tüm bunların içinde denge kurmak, konfor alanından çıkmak ve özveri göstermek kolay değil. Ama yine de yapılabilir. Küçük adımlarla, farkındalıkla, niyetle… Çünkü değişim büyük kararlarla değil, küçük ama istikrarlı hareketlerle başlar.
Belki de çalışma hayatının en önemli gerçeği şudur:
Koşullar hiçbir zaman tamamen ideal olmayacak. Ama insan, kendi yaklaşımını değiştirdiğinde yolunu yeniden şekillendirebilir.
Ve belki kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Konforun içinde kalarak güvende mi hissediyoruz, yoksa potansiyelimizi gerçekleştirme fırsatını sessizce kaybediyor muyuz?
Emel M.Çinkılınç
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle