YAŞAMAYI ÖĞRETMİYORLAR
YAŞAMAYI ÖĞRETMİYORLAR
(Mısır yazarı Yusuf Ezettin İsa'nın "Allah'a mektup" hikayesi üzerine)
İnsan dünyaya niye geldi? İnsan dünyaya nasıl geldi? Bu iki soru insanları daima düşündürüyor, elbette, kimliklerinden bağımsız. Onun kahramanı ise çevresindekiler tarafından çağrıldığı, üstünde taşıdığı ismin ona kim tarafından verildiğini dahi bilmiyor. Bilmek istemiyor mu? Yoksa, bilse bile hayatında "neyin değişeceği"? sorusu mu onu düşündürüyor?
Aslında Yusuf Ezettin İsa'nın her iki - ister "Allah'a mektup", isterse de, "Leylak ağacı" hikayelerindeki kahramanlar çocuklardır. Hem de öyle bir yaşta olan çocuklardır ki, onlar hiçbir soruya tek başına cevap bulamazlar.
Aslında hayatın doğal yasasına göre onlar öyle büyümelidir ki, tüm bu sorulara sadece cevap bulmak hakkında düşünmeli, kendilerini yormalı, aksine onlar bu tür sorularla karşılaşmamalılar. İşte trajedi de burdan başlanıyor: Yaşı az olan çocuklar adını ona kimin verdiğini bile bilmiyor ve bu soruyu ona anlatacak bir kimse de yok.
"O bilmiyordu ki," Zeynep" ismini ona kim vermiş. Onun ne zamansa anne-babasının, akrabalarının olduğu hiç aklına da gelmiyor. Hatta o bilmiyordu ki, kaç yaşında. Ancak, keşke hatırlayabilseydi. Çünkü birkaç gün sonra yedi yaşına girecekti"!
Burda yazarın amacı edebiyat yoluyla yaşam olaylarını anlamlandırmak, çünki, edebiyat hayatı, dünyayı yalnızca yansıtmakla yetinmiyor. Eğer edebiyatı bu şekilde kabul edersek temelden yanlış düşünmüş oluruz, edebiyat olayları anlama bindiriyor, manaya yükseltiyor.
"Allah'a mektup" hikayesinin kahramanı Zeynep şaşkınlık, ıstırap, keder içinde onu uzaklara götüren fikirlerle bir adreste durdu: "Neden ben Allah'a mektup yazmıyorum? Hanım Zeynep ziyaretgahında ibadet etmeye gelenlerin çoğunluğunun dilinden onun adını çok duydum. Namaz vakitlerinde müezzin cami minaresinden her gün onun adını yüksekten çağırıyor. Öyrendim ki, o zavallıların penahı, asla adaletsizlik yapmıyor ve zalimleri de sevmez ".
O, çıkarttığı kararda ısrarlı idi, yazdıracağı mektubu adamların attığı kutuya atsa, o mektup kendi adresine -Allah'a ulaşır. Onun derdinden haber tutup yardımına yetişir.
Dua da Allah'a müracaatdır, ama sözlü, fısıltı ile. Allah'a başvurunu mektup şeklini alması okuyucuyu şaşırtıyor çünkü okuyucu asla Allah'ı maddi saymadığını ve maddi olmayana bu tür müracaat onu şaşırtıyor.
Etrafında yardımına yetişecek kimseyi görmeyen Zeynep yine yardım için kendisine müracaat ediyor - kendi içine bakıyor, içindeki Allah sevgisinin bakıp onun elinden tutacağına inanıyor, sadece tahmin, hatta yardım edeceğine inanıyor. Yardım edeceğine o nedenle inanıyor ki, onu hep kendinden yüksek`te görmüş ve onu herkesin yaratıcısı olarak ona kabul ettirmişler. Küçük kızcağız Alalhı yakında değil, doğrudan kendinde, içinde görüyor, o yüzden de Allah'ı herkesten yakın görüyor. Bu arada küçük Zeyneb'in bakkal Abdül Kadirle sohbetine dikkat edelim:
"- Ben senin için Allaha mektup yazacağım. Peki, ona ne söylemek istiyorsun?
-Yaz ve ona söyle ki, Zeynep kimsesizdir, yardımca muhtaçtır. Beni yanına alsın. Peki, beni o yaratmamış mı "?
Yakın bildiğin büyüktür.
Büyük olan erişilmezdir.
Zeynep erişilmez ve yakın bildiğini dert ortağı gibi kabul ediyor, işte bu yüzden dertlerini ona fısıldar. Bakkal Abdul Kadir yüreyiyufka insan olduğu için izhar edilmiş derdin yazarı olarak onu kaleme alıyor.
Zeynep unutuyor, posta kutusuna atılan mektuplar markalanmalı. O ise umudu ile yolcu ediyor onu, tüm resmi markalardan farklı olarak, umudu ile işaret çiziyor gönderdiği mektuba.
Biraz önce "Peki, kime mektup yazayım?" sorusu ile düşünen çocuğa bağlanıyor okuyucu. Bizim için de soru meydana çıkıyor: "O zaman, kime yazsın? Kime yönelsin? Onu hayata atanlar şimdi hayatta onunla birlikte adımlıyorlar. Onu hayata atanların tek ve esas borcu ona hayatı sunmaktı. Yapmamışlar, yoksa yapmak istememişler ? Belki, hayat onların kendilerine karşı da acımasız oluyor? Bu soruların cevabını yazar okurun taahhüt bırakarak istiyor kendimiz düşünüp bulalım, istiyor bakalım ki, hayatta Zeyneb'lerin akıbeti nasıl çözülür.
II
Toplum yutuyor Zeynebi!
Küçük zeynepleri toplum büyütemiyor, yutuyor.
Çünkü toplumun mahiyetinde yakınlık yoktur.
Toplum ayrı ayrı yabancıların birliğidir
Ayrı ayrı yaşayamayan insanlar toplumda birleşiyorlar, ortak yerleşim yerleri toplumdur.
Yabancılar birleşince yakınlık oluşmaz.
Zeynep yüzden yutuldu ki, kurnazlık bilmiyordu, safdı, bu nedenle de o, toplum için hiç kimse idi.
Pozisyonu olmayan, kişisel kontrolü yapamayan başkaları tarafından yönetilir. Öyküde sözügeçen başkalar ise, yabancılardır. Zeynep'e ise bu toplum ne annelik yaptı, ne de anne yerini alacak bir kucak açtı. Ona sadece bir karın ekmek vereceğini vaat etti - o da ağır emeğin karşılığında. Kendisinin kaygısını üstlendiği bir zamanda, kendisi kaygı çekmeli oldu. Hatırlatıyorum ki, "Allah'a mektup" hikayesinin kahramanı - bu zavallı küçük, zengin ailesinde çocuklara bakmakla meşguldür.
Küçük Zeynep'in zayıflığı toplumun soğukluğuna dayanamadı.
III
Mahiyetine yetişmeyen olay acayip görünüyor ve kahkaha doğuruyor.
Zeynep`in Allah'a mektup göndermesi ve posta kutusunun yanında oturup ondan cevap beklemesi bebek saflığından doğan zavallılık sahnesi yaratıyor görenlerin gözünde, ama komik değil, aksine, faciadır. Biz bu tür olaya aynen Celil Memmedg uluzadenin "Posta kutusu" hikâyesinde rastlıyoruz. İlk bakışta, gerçek gözle bakıldığında bu durum Azerbaycanlı okuyucu için taze, ama Nevruzalinin avanak olmasına gülsek de, Zeynepdeki saflığa gülemiyoruz. Yazar onu kahkaha nesnesi değil, trajedi kahramanı gibi sunuyor.
Zeynep Nevruzaliden farklı olarak çocuktur, çocuklukta ise sadelik ve saflık birleşir. Biz Zeynep'e o yüzden gülemiyoruz ki, o, toplumun ve hayatın oyunlarına kendi çocuk sadeliği ile katılıyor, kendisi de istemeden. Ona hiçbir insana, etrafındakilerin çıkarlarına dokunacak pislik katmıyor.
IV
Yazar eserde iki Zeynep adı kullanıyor: Biri gözümüzün gördüğü, masumluk nişanesi olan, eser boyunca hareketini, fikrini izlediğimiz, diğeri ise "gözümüzün görmediği", ama dinden bilinen ve zavallı Zeyneb'lerin aç sefillerin etrafında yaşadığı Hanım Zeyneb sığınağında kabri ziyaret edilen.
Büyük, kutsal olarak bilinen Zeyneb'lerin beş adımlığında olan küçük Zeyneb'lerin akıbeti acınacak halde.