Başak Kenar
Editoryal
10 Şubat 2026

Petrol Paylaşıldı, Söz Sırası İnşaat Sektöründe mi?

Yazar Başak Kenar
Tüm Arşivi Gör

Suriye’de savaşın gürültüsü azalırken, sessiz ama bir o kadar önemli bir dönem başladı. Sahada artık silahlar değil, kaynaklar ve ekonomik çıkarlar konuşuluyor. Petrol sahalarının kontrolü bugün büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasında paylaşılmış durumda. Askeri güç, enerji üzerindeki hakimiyeti de beraberinde getirdi.

İlk değerlendirmelerde bu gelişme, Türkiye açısından olumsuz bir tablo olarak sunuluyor. Enerji gibi stratejik bir alanda masanın dışında kalmak, doğal olarak soru işaretleri yaratıyor. Ancak konuya sadece petrol perspektifinden bakmak, asıl ekonomik hareketliliğin nerede şekilleneceğini gözden kaçırmak anlamına gelebilir.

Çünkü savaş sonrası dönemde asıl ekonomik değer, enerji kaynaklarından ziyade yeniden inşa faaliyetleriyle oluşur.

Suriye bugün fiilen yeniden kurulmak zorunda olan bir ülke. Yıkılmış şehirler, çalışmayan altyapı, kullanılamaz hale gelmiş sanayi alanları ve çöken lojistik ağlar… Bu tablo, enerji sahalarını kontrol eden ülkeler için değil; sahada iş yapabilen, hızlı hareket edebilen ve maliyet avantajı olan ülkeler için fırsat anlamına geliyor.

Peki Türkiye nasıl devreye girebilir?

İnşaat sektöründeki tecrübesi, güçlü müteahhitlik yapısı, bölgeye göre daha uygun maliyetli ama nitelikli iş gücü ve coğrafi yakınlığı, Türkiye’yi doğal bir aktör haline getiriyor. Üstelik bu avantajlar sadece beton dökmekle sınırlı değil. Konut, yol, liman, sanayi tesisi, enerji altyapısı, lojistik merkezler… Hepsi uzun soluklu bir dış ticaret zincirini oluşturuyor.

Petrolü kontrol eden ülkeler ham maddeyi çıkarır. Ama şehirleri inşa edenler, ekonomiyi ayakta tutan asıl yapıyı kurar. Türkiye’nin güçlenebileceği alan tam olarak burasıdır.

Bu süreçte Türkiye ekonomisi; petrol gelirlerinden değil, müteahhitlik hizmetlerinden, inşaat malzemeleri ihracatından, lojistikten, mühendislik ve teknik danışmanlıktan, iş gücü ihracından beslenebilir. Yani mesele, masada petrol payı almak değil; ekonominin kurulduğu alanda söz sahibi olabilmektir.

Elbette bu potansiyel kendiliğinden hayata geçmez. Net bir devlet politikası, özel sektörü destekleyen bir dış ticaret vizyonu ve sahaya inmeyi bilen bir strateji olmadan bu avantajlar kağıt üzerinde kalır. Türkiye’nin bu süreçte pasif kalma lüksü yoktur.

Bugün Suriye’de petrol sahaları paylaşılmış olabilir ancak: cevaplanması gereken temel soru şu:

Savaş sonrası asıl düzeni kim kuracak; petrolü yönetenler mi, şehirleri inşa edenler mi?

Başak Kenar

İhracat İthalat Danışmanı

Tüm Makaleleri Görüntüle